Canon 7D | 5/1 sn | f/7.1 | 24-105mm @ 28 mm | ISO:100
Road
Atölye hani üretim videosu.
Metrobuse Kafa Attım.
Merhaba
Çok eğlenceli olmayacağını düşündüğüm bir yazıyı okuyacaksınız. Eğlenceli de olabilir, şu anda bilmiyorum. Yazının sonunda söylerim nasıl olduğunu.
Günlerden bir günün akşamı, Zeytinburnu’nda oturan bir arkadaşımı evine bırakmış, aylak aylak metrobüs durağına gelmiştim. Nalet olası hava buz gibiydi bir an önce metrobüse binip evime gelmek istiyordum lakin gelen bütün metrobüsler ağzına
kadar insanla dolu olduğu için binemiyordum. 3-4 metrobüsten sonra, soğuğun da etkisiyle gerilen sinirlerim “bir sonraki metrobüse canın pahasına bineceksin” dedirtti. Zira az kalsın canımdan oluyordum.
Uzaktan geldiğini gördüğüm metrobüs için insanlara omuz ata ata, en öne geçtim. Mırıldanmaları umursamaz bi şekilde göğsümü kabarttım. Metrobüse biner binmez “edriyııın” diye bağırabilirdim, niye öyle coşkulandıysam? Metrobüs sırasında her gün en az bir kişiyi eziyorum zaten. Neyse.
Metrobüs geldi kapılar açıldı. Tam kapının hizasına denk gelemediğim için kenarı ittirdiğim bi kaç kişi benden önce bindi. Sıkışmalarına rağmen benim binebileceğim kadar yer kalmamıştı. Anca sağ bacağım binebilirdi. Tamam öyleyse diyip, sağ ayağımı atıp içerdeki insanları ittirdim. İlerlemediler. Bir kere daha yüklendim. Milim oynamadılar. Sağ ayağım içerde, sol ayağım dışarıda yaklaşık bir 10 saniye kadar cebelleştim. Tam bu sırada, orospu çocuğu metrobüs şöförünün kapıları kapatması sebebiyle içerdeki ayağımı dışardakinin yanına çekmek istedim fakat ağırlık merkezimi içerdeki insanların üstüne çullanma pozisyonu
nda unuttuğum için, sağ ayağım soldakinin yanına gelene kadar dengemi sağlayamadım ve asfalta basmak zorunda kaldım.
Ne olduysa o sırada oldu….
Eskiden atılan asfalt 4-5 santim kadar kazılmış, sanırım normal araç yoluyla aynı seviyeye düşürülmek istenmiş, bilmiyorum. Lakin kazılmadan önceki asfaltın4 parmak kalınlığındaki artığını temizleyememişler kaldırımın kenarından. İşte tam o kaldırımla asfalt arasında kalan 4 parmak genişliğinde, 5 santim yüksekliğindeki asfalt kalıntısı yüzünden hem ayak bileğimi burktum hem de metrobüse kafa attım:
Dengemi sağlayabilmek için yere düşmekte olan sağ ayağımın topuğu, asfalt kalıntısına basınca, bileğimi burkmak suretiyle dengemi kaybettim. Hala ön tarafa ayarlı olan ağırlık merkezimin de yardımıyla metrobüsün kapanan kapılarına bir güzel kafa attım.
“TOK!”
Metrobüsün içindeki kalabalık birden bana döndü. Bense burkulan bileğimin acısından, metrobüse attığım kafayı ve dolayısıyla çıkan sesin kaynağını çok geç algıladım. O acının surat ifadesi çok korkunç olacak ki, içerdeki hiç kimse suratıma bakarak gülmedi. Ufak gülümsemeler hep diğer tarafa çevrilen suratlar tarafından gizleniyordu. Arkamdaki ezilmiş ve itilmiş kalabalıksa aynı şekilde tepkisizdi. O kadar tepkisizlerdi ki koluma girip beni tekrar kaldırıma çıkarmaya bile yeltenmediler. (Ben olsam ben de yeltenmezdim, afferin onlara.)
Yalnız valla ilk defa içime ağladım arkadaş. O nasıl bir bilek ağrısıdır. Nasıl bir kafa ağrısıdır. Erkekliğe bok sürmemek için sessizce dikildim öyle. Ellerim ceplerimde.
Binebildiğim metrobüsten de ayakta duramadığım için iki durak sonra inip taksiye binmek zorunda kaldım. Hatta 1 ay kadar bir süre boyunca bileğimin ağrısı hiç geçmedi ve üstüne basamadım. EVET DOKTORA GİTMEDİM. Ama geçti, ben geçer demiştim.
Eğlenceli bir yazı olmadı
. Çok fazla betimleme yaptım sanırım. Zaten elektrikler de kesildi. Yayımla tutuşuna basabilmem için elektriklerin gelmesini beklemem lazım. Laptopun da şarjı 12 dakikada bitmeydi iyiydi. Olum o kadar adamsınız lan. Toplanın aranızda bana yedek batarya alın laptop için. (elektrikler kesildi ya sıkıntıdan uzatıyorum hacıt yazıyı, okumasaydın keşke buraları.) Neyse bitti.
Adiyos
Posted from WordPress for Android
Çiş.
Sanıyorum ölümüm, bilgisayar başından kalkamayıp, çişimi-kakamı saatlerce tuttuğum için olacak. Bak çişim var bi saattir kıvranıyorum, ama ben naaptım? Naaptım? Bloga girdim yazıyorum. Aynen durumumu aktarıyorum.
Temiz gerizekalıyım amk.

Atölye Hani-miş.
Fotoğrafa alışılmış ve beklenen yaklaşımların yerine farklı bakış açıları, üretim süreçleri, seri oluşturma ve bu işlerle alaklı örnek fotoğraf işlerinin, biraz da oyun oynama halinin atölyesi. Yürütücüsü Şener Soysal, işler de şurada:
http://haniatolye.tumblr.com/
(vallahi de billahi de eğlendik.)
Adiyos
Ben binmeye çalışırken kapanmaya çalışan asansör kapılarına son zamanlarda çok acıyorum. Beni durduramıyorlar, sonra asansör error veriyor. Üzülüyorum.
Yok artık

Hic “bir kokunun aklınıza gelişi aklınıza geldiği icin” uykunuzun bir türlü gelmediği, geldiyse de pis pis rüyalar görüp gecenin bi körü uyanıp yatağın içinde sinirli bi şekilde oturdugunuz oldu mu? Yuh amk. Insan degilsiniz siz.
Canlarığm
Nabıyonuz?
Gelin çay içelim.
Suleruk
Tarlabaşı
The Wall
Electro guitar
Begin
”what doesn’t kill you makes you an alcoholic and an impossible person to live with.”
Google Analytics Sağolsun…
… akşam akşam güzel güldüm.
Analytics’in arayüzü yenilenince, nicedir hiç incelemediğim istatistiklere tekrardan bakayım, ne nereye kaymış yeni düzende öğreneyim dedim ve aşağıdaki tabloyla karşılaştım. Bazılarında gerçekten yere yatarak, bazılarındaysa gerçekten amuda kalkarak, çok az bi kısmındaysa da gerçekten osurarak güldüm. (tebessüm bile etmedim lan yeminle, gudubetliğim üstümdeydi.)
Not: Google’da bir arama yapıp sonucunda cagatay.web.tr’ye yönlendirildiğinizde, yönlendiren anahtar kelimelerin listesidir. “Ne la bu?” diye bakmayın.
Tabi bu listeye bakınca durdum bi. “İnsan içinde söylemeyeceğim pis şeyleri yazdığım oluyor” diyordum her zaman, ama görünen o ki iş epey ciddi boyutlarda. Her ne kadar yukarıdakiler birebir yazılarımın içinde geçmiyor dahi olsa bir sıkıntı var. Bir ip var ve o ipin ucunu ciddi kaçırmışım ben. Herkesten özür diliyorum. Ayrıca sansür mansür diyoruz. HANİ? SANSÜR YOKMUŞ İŞTE!!
Not: Özür dilemiyorum.
Adiyos
Düşündüm de;
Ben bir Tuna Kiremitçi olsam veyahut ne bileyim bir Can Dündar olsam hayatta mastırbasyonamazdım.
Misal, tamam, ben zaten hayvanım. Mastırbasyonurken görülsem insanlar beni yadırgamaz yani. Beni tanıyorsan, düşün şimdi. Yanlış bi’ şey yok gibi değil mi?
Ama şimdi ben Tuna abiyi hayal edemiyorum. (Zaten niye edeyim de..), olmaz gibi geliyor bana. “Oyş oyş” diye, kafasını tavana çevirmiş, şakaklarından ter boşalan bir Tuna olur mu? Olmuyor gibi.
Bilmiyorum belki de artık düşünmeyi bırakmalıyım.
Adiyos











