Hiç saklamadım şimdiye kadar. Hep söyledim; yaşadığım mahallenin, herhangi bi sosyal altyapıya sahip olmadan çocuk sahibi olmuş ailelerin sokağa saldığı, sağa sola koşturmak, stada gidip kavgalara karışmak haricinde hiç bir aktiveye bulaşmadan büyümüş, gençliğindeyse bu düzeni bozmaya inat eder gibi kendini geliştirmek adına hiç bir şey yapmayan iç güdüleriyle küfür eden, adam kesen, rajon doğrayan insanlarından tırsıyorum. Evet, en az bu uzun cümleyi defalarca düzenlemek zorunda kalacağım gerçeğinden korktuğum kadar tırsıyorum. Tırsıyorum derken, onlar adına. Çoğunun hastane masraflarını karşılayabilecek düzeyde geliri yok :p
Herneyse; bir akşam üstü mahallemin dar sokaklarından, kafam önümde, kulağımda yine her olayımın kahramanı kulaklıklarım, hızlı adımlarla sallana sallana yürüyorum. Kafamda milyon tane düşünce olmasına rağmen gördüğüm o bir çift organ beynimde soğuk duş etkisi yaratıyor, ayakkabısının arkasına basan, beyaz çoraplarla örtünmüş bir çift topuk görmeyeli uzun zaman olmuştu zira. Gayri ihtiyari, biraz dalgın, biraz umursamaz bi şekilde kafamı yukarı doğru kaldırıyorum önümde yürüyen bu beyaz topuklu siyah kunduralı adamı tanımak için. Üstünde gördüğüm omza atılmak suretiyle yarı giyilmiş deri ceket beni gerçekten de hiç şaşırtmıyor. O anda beni şaşırtan tek şeyi, omuzlardan biraz daha yukarda buluyorum: Adamın kafası! Topuklarını görebildiğim birinin gözlerini gözlerime bakarken görmeyi beklemiyordum açıkcası…
Aha sıçtık…
diyerek kafamı tekrar beyaz topuklara, hatta onlardan da geriye kendi ayaklarıma kadar indiriyorum. Kafasını kuma gömen deve kuşu misali kendimi rahat hissediyor olsam da görüş alanıma giren o ileri geri sallanan işaret parmağından tehdit edildiğimi anlayarak kulaklıklarımı çıkarıyorum. Rahatımın bozulmuş olması gerekçesiyle gergin olmalıyım, kafa göz dalmalıyım karşımdakine ama adamın arkasından gördüğüm o beyaz ışık yüzünden olsa gerek, çok sakinim.
Efendim ağabey, anlamadım
diyorum, ağabeyini yedirme lan cevabını bekleyerek.. Ki beni dumur eden o soru hiç de gecikmeden geliyor
Evli misin? Evli misin bekar mısın ulan?
Nasıl yani? Sana ne ulan? Bana bak seni çok pis döverim. Ben değilse bile babamı çağırırım bak. Yaa annee bana bağırıyıııfığıfm. tıss
Bekarım abi
‘Aman iyi sakın evlenme’ diyor ‘ben ettim sen etme’ diyor gözü -muhtemelen- balkondan kendisine bakan karısına dikilmiş vaziyette. Öğüt veriyor aslında ama bütün mahalleli ses tonuna aldanıp ahanda kavga var sanarak bize bakıyor.
İnsan beyni çok acaip, benim ki daha da acayip ne zaman ne yapacak kime ne tepki verecek kendi de kestiremiyor çoğu zaman. Bazen varlığını inkar bile ettiği oluyor. Ki o an, varlığını inkar ettiği anlarda kurduğu cümlelerden birini kuruyor.
Sen evli misin ağabey?
Sorumu duymazdan gelerek, benden farklı olarak, bir beyne sahip olduğunu bana kanıtlayan abimiz, sakın evlenme hayatının içine etme nidalarına devam ediyor. Beynim kendine gelerek
Mihi, babam da etmiş kendi hayatına ağabey.
diyor. Abimiz beyaz topuklarının karizmasına yakışır bir klaslıkla “he-he” diyor ve bir sorun olursa kendisine başvurmamı söyleyerek beni evime doğru uğurluyor.
Eve gelip üstümü başımı değiştirdikten sonra gün batımına doğru viskimi yudumlarken ne olduğunu düşünmeye çalışıyorum. Beceremiyorum
Sanırsam yine gitmiş
Adiyos