Bugun yazıma, uzunca bir aradan sonra yine sizlerleyim tribiyle başlamak istedim. Çünkü görüyorum, belli başlı takip edenlerim var, haliyle götüm kalktı ve dolayısıyla tipik götü kalkık köşe yazarı ya da sunucu triplerinde olmalıymışım gibi hissettim. Bilmiyorum doğru mu ettim. Görücez.
Trip, trip, trip… Bu aralar kendi çapımda o kadar çok triplere giriyorum ki sorma gitsin. Bunu kesinlikle “ulan blogtan kız kaldırdım” demek için anlatmayacağım, hiç birinizden de pezevenglik yapmanızı beklemiyorum ama resmen yalnızcılık oynuyorum kendi kendime. Misal en çift olarak gidilecek mekanlara yalnız gidip “hayır kimseyi beklemiyorum, sipariş vermek istiyorum” diyorum garsonlara acınası gözlerle. Ya da şehrin en romantik manzaralı yerlerine gidip bir bankta kendi kendimle el ele oturuyorum. Ve aslında tüm bunları yaparken uzaktan birinin çıkıp gelip beni izlediğini ve benimle tanışmak istediğini söylediğini hayal ediyorum. Bi yandan da hayallerimde bile kendimi başkalarının acımasına layık görecek kadar acınası hale getiriyorum. -Hayır. Sebebi aşk falan değil. Ne platoniğim, ne de unutulamayan bir sevgilim var. Belki aşırı seçici geçirgenleşmiş olmamla alakası vardır yalnızlığımın ama bu triplerimle olduğunu sanmıyorum. - Noldu len? 2 satır yukarda kendini acındırıyordun üç-beş kelime yazınca hemen seçici geçirgen oldun di mi şerefsiz?
O değil de ilk defa bloguma yazacağım yazıyı önce kağıda döküyorum. (Döküyorum kelimesi de bi yazar tribi gibi geldi, iyice havaya giriyorum lan) Böyle hızlı hızlı yazıyorum falan, bi yandan da kalem kağıtta aktıkça ne güzel yazım var benim de be diye düşünüyorum. Ama kafamı kağıttan uzaklaştırınca anlıyorum ki tüm doktorlar benimle aynı fikirde! Hem niye bu gece kağıda yazıyorum? bak buna da anlam veremedim şu anda. Neticede ilk değil ki bu gecenin 5 buçuğunda yazı yazasımın gelişi, daha önce olduğunda paşalar gibi gidip açıp bilgisayardan yazmıştım. Dedim ya, bi triplerdeyim işte. Heralde lafta kendi yazıma kontrol mekanizması kurdum. Triplerdeyim ya. -Hahah. Nedir efendim, bilgisayara geçirirken kontrol edip düzeltip öyle geçireceğim. Yok canım, aynen.hiç dokunmadan hatta “aynen”den sonra koyduğum “.”yı bile kaldırmadan geçireceğim. Öyle de bi geçireceğim ki aklın hayalin ben nerdeyim lan diyecek.
Bu değil de reelde konuşurken özneyi, nesneyi falan doğru yere koyamayan, yüklemi ise çoğu zaman külliyan unutan biriyim. İnternette; msnde konuşma geçmişine bakarken yazdıklarımı okumaya katlanamayan, sözlüklerde ise beğenmeyip yazdığım iki entryden birini silen bi userim. (bkz: evet, sözlük yazarıyım) (bkz: hayır, ekşide yazmıyorum, çaylak bile olamadım orda)Ama bloguma yazdığım yazılara bakıyorum, düzeltme yapma ihtiyacı bile yapmadan seviyorum hepsini. Aşığım resmen lan. O ne akıcılık. O ne anlatmak istediğini anlatanlık. Ama niye ki? Neden bu ayrımcılık? Neden blogta böyleyim hacı? Sidiğinin (bkz:sidik) rengi farklı çıktığı zaman kendini kasıp işemeyen biri olarak bu ayrımcılığın sebebini merak ediyorum ve sizlerden bir cevap bekliyorum.
-Bak yine tribe girdim. Keşke sevgili okurlarım koysaydım cümlenin sonuna..
Esen kalın-Adiyos