Ama Siz Bira Almışsınız!

Bugun İstanbul/Fatih Vatan caddesi üzerindeki migrosta başıma gelen olaydır: ~bilmeyenler için fatih semti oldukça muhafazakar bi semttir.~

Akşam vakti evde yiyecek, içecek hiç bişey kalmamış olması nedeniyle çıktım ve bahsettiğim migrosa gittim. kulağımda kulaklıklar, alışverişimi yaptım.  Sonrasında kulaklıktan gelen yüksek müzik sesine, küpeme ve uzun saçıma ayar olmuş bana dönüp dönüp “cık cık cık” diyen bi teyzenin arkasında sıradayım bi kasada.  Karının bakışlardan, dönüp dönüp “töbe töbe” diyişinden çok irite olmuş durumda sıranın bana gelmesini bekliyorum.
Netekim geldi, geçtim poşete yerleştiriyorum aldıklarımı
O anda farkettim ki kasiyer bana konuşuyor
kulaklıkları çıkardım. “ama bira almışsınız siz” dedi acayip bi surat ifadesiyle.
“ne var lan” dedim “zina mı yaptık?”

Teyze sayesinde sinir küpü olmuştum üstüne yine poşetleri açamıyordum. Gerginliklen yarılmak üzereydim ve o sinir harbiyle epey bi bağırmış olmalıyım ki etraf bize bakıyordu.
Kasiyer abimiz tüm sakinliğiyle “yok beyefendi yanlış anladınız, 50 lira ve üzeri alışverişlerinizde zart zurt kampanyası var ama siz bira almışsınız ve alkollü içecekler kampanyaya dahil değil, bunlarsız -50 oluyor hesabınız demeye çalıştım” dedi
Ne yazık ki kulağımdaki kulaklıklar nedeniyle duymamıştım bu kısmını ve sadece “ha tamam” diyebilmiştim çıkmadan önce.

Çıkarken arkamdan gülen insanları ve cıkcıkcı teyzenin cıklarını hala duyabiliyordum..

Patlıcan

Güldüm kendime.

Başlığı attım, alta indim cümleler kurmaya başladım falan. Birazdan anlatacaklarımı anlatıyorum işte diyorum ki patlıcan benim için şöyle gereksiz böyle gereksiz hayatımda hiç yeri yok falan. Sonra durdum düşündüm. Len. Kerata. Hayatında olan hangi şey senin için patlıcandan farklı ki ? Kimsenin de hakkını yemeyelim yine gerçi ama o kimse de kendini patlıcanla kıyaslamasın lütfen. Evet. Sözüm sanaydı genç.

Herneyse. Evet. Patlıcan demiştim. Nedir bu ya. Ya rabbim neden yarattın böyle bir sebzeyi-meyveyi-neyse oyu. Seveni edeni var ama sanmıyorum ki onların hayatında da patlıcan olmayaydı hiç bi eksikleri olmazdı. Benim var mı, hayır yok. Onların da olmazdı o zaman diye düşünüyorum. Görmedim de gerçi ulan patlıcan bulun bana yemedim aylardır senelerdir diyen birini. Çünkü öyle bişey o. Varsa hatırlanıyo. Yoksa yok zaten kimse hatırlamıyo.Hani olsa da olur olmasa da olur.pırt.

Bi de yemeği vardır hocam ya. İmam bayıldı. Bildiğin suikastçi lan. Biliyo tabi bu toplumun direklerinden biri imamlarımız. (ehe) Saldırıyo ordan, bel altından vuruyo bi nevi. Kerata seni.

Rengi de mor. O ne lan öyle. Gösterin öyle bi mor daha bana. Yok. Yeşil olsa anlarım. Sarı olsa kırmızı olsa yine anlarım ulan da mor nedir ya. Koskoca ilk-ortaöğretim yıllarım boyunca bi kere sürmedim fırçamı mor renge. O hep en kuru, hep en pürüzsüz olan yuvarlaktı. Çoğu zaman komple sulu boya kutusunu suyun altına soktuğum zamanlarda biraz kendine gelirdi falan ama hiç fırça değmedi mor renge. Öyle de bi rengi var yani: Ben fırça sürmediysem boktandır o renk.

Ha bi de anarşist bi renk. Aklıma direk kavga dövüş geliyo. Sağına soluna yediğin darbeleri düşün. Evet. Mor dimi. Mor.

Ne acayip bişeysin sen patlıcan ya. Nerden de geldin aklıma.

277

Dibi neresi sonu neresi başı neresi

ucu neresi bari ucundan tutayım. bırakın lan. bir uçtan 10 kişi tutamaz. çekilin ben tutayım. bakın ellerim nasıl da nasır tutmuş. kalın. koyu renkli. sert. belli ki biliyorum bu işi. tecrübeliyim.

tecrübelerim nasırlardımdan.hm.

konuya dönelim. bırakacak mısınız ipin ucunu. görelim başı neresi. sonu.. sonunu siktir et. sonu hiç görünmez. gördüğünü söyleyen varsa aha tutsun bunu. ipi bıraksın. bırak lan.

ip ne bu arada. bilmiyorum ben de bana sorma. sen tutuyorsun ki. ben tutsam söylerim nedir ip. ya da ne değildir. di mi? hadi şimdi çok karıştırma kafanı. ipi de bırak çöpü de sapı da. bırak. bak diyorum nasırlarım var. tecrübeliyim. sertleşmiş koyulaşmışım.

aa kuş?

yok yemedin. tamam gıdıklayabilirim. belki o zaman dikkatin dağılır.
lan sakin dur. hay aq. kül yere düştü. ipi bırak da süpürgeyi kap gel.
tamam . yine yemedin.

gidiyorum o zaman. müsait bi yerde ineyim lütfen.

Adiyos

Google’a Tam Adresi Aratmak

Canım google’ımın güzel fasilitelerinden biri olan Google Analytics, senin gözün sağolsun! Sonunda benim bloguma da, google’dan cagatay.web.tr diye aratıp giren insanlar olduğunu bana gösterdin, beni mutlu ettin…

Ey cahil arkadaşım, korkma kimliğini açık etmeyeceğim çünkü ben de bilmiyorum ama google’dan aratacağına direk adres çubuğuna yazaydın ya keşke…

Foto-Budi Aranıyor

Yaş-cinsiyet-boy-kilo farketmez, tecrübe de gerekmez sadece İstanbul’da yaşayan fotoğraf konusunda bana lan o öyle mi olur gerizekalı diyebilecek photo-buddy’ler arıyorum. İlginenlerde müracat: bu yazının altındaki comment kısmısı. Adam olun comment atın.

Cihan okuyorsan eğer evet senden çok sıkıldım. Hep fotoğraf diye kandırıp alkol batağına sokuyorsun beni çünkü.

Uzunca Bir Aradan Sonra

Bugun yazıma, uzunca bir aradan sonra yine sizlerleyim tribiyle başlamak istedim. Çünkü görüyorum, belli başlı takip edenlerim var, haliyle götüm kalktı ve dolayısıyla tipik götü kalkık köşe yazarı ya da sunucu triplerinde olmalıymışım gibi hissettim. Bilmiyorum doğru mu ettim. Görücez.

Trip, trip, trip… Bu aralar kendi çapımda o kadar çok triplere giriyorum ki sorma gitsin. Bunu kesinlikle “ulan blogtan kız kaldırdım” demek için anlatmayacağım, hiç birinizden de pezevenglik yapmanızı beklemiyorum ama resmen yalnızcılık oynuyorum kendi kendime. Misal en çift olarak gidilecek mekanlara yalnız gidip “hayır kimseyi beklemiyorum, sipariş vermek istiyorum” diyorum garsonlara acınası gözlerle. Ya da şehrin en romantik manzaralı yerlerine gidip bir bankta kendi kendimle el ele oturuyorum. Ve aslında tüm bunları yaparken uzaktan birinin çıkıp gelip beni izlediğini ve benimle tanışmak istediğini söylediğini hayal ediyorum. Bi yandan da hayallerimde bile kendimi başkalarının acımasına layık görecek kadar acınası hale getiriyorum. -Hayır. Sebebi aşk falan değil. Ne platoniğim, ne de unutulamayan bir sevgilim var. Belki aşırı seçici geçirgenleşmiş olmamla alakası vardır yalnızlığımın ama bu triplerimle olduğunu sanmıyorum. - Noldu len? 2 satır yukarda kendini acındırıyordun üç-beş kelime yazınca hemen seçici geçirgen oldun di mi şerefsiz?

O değil de ilk defa bloguma yazacağım yazıyı önce kağıda döküyorum. (Döküyorum kelimesi de bi yazar tribi gibi geldi, iyice havaya giriyorum lan) Böyle hızlı hızlı yazıyorum falan, bi yandan da kalem kağıtta aktıkça ne güzel yazım var benim de be diye düşünüyorum. Ama kafamı kağıttan uzaklaştırınca anlıyorum ki tüm doktorlar benimle aynı fikirde! Hem niye bu gece kağıda yazıyorum? bak buna da anlam veremedim şu anda. Neticede ilk değil ki bu gecenin 5 buçuğunda yazı yazasımın gelişi, daha önce olduğunda paşalar gibi gidip açıp bilgisayardan yazmıştım. Dedim ya, bi triplerdeyim işte. Heralde lafta kendi yazıma kontrol mekanizması kurdum. Triplerdeyim ya. -Hahah. Nedir efendim, bilgisayara geçirirken kontrol edip düzeltip öyle geçireceğim. Yok canım, aynen.hiç dokunmadan hatta “aynen”den sonra koyduğum “.”yı bile kaldırmadan geçireceğim. Öyle de bi geçireceğim ki aklın hayalin ben nerdeyim lan diyecek.

Bu değil de reelde konuşurken özneyi, nesneyi falan doğru yere koyamayan, yüklemi ise çoğu zaman külliyan unutan biriyim. İnternette; msnde konuşma geçmişine bakarken yazdıklarımı okumaya katlanamayan, sözlüklerde ise beğenmeyip yazdığım iki entryden birini silen bi userim. (bkz: evet, sözlük yazarıyım) (bkz: hayır, ekşide yazmıyorum, çaylak bile olamadım orda)Ama bloguma yazdığım yazılara bakıyorum, düzeltme yapma ihtiyacı bile yapmadan seviyorum hepsini. Aşığım resmen lan. O ne akıcılık. O ne anlatmak istediğini anlatanlık. Ama niye ki? Neden bu ayrımcılık? Neden blogta böyleyim hacı? Sidiğinin (bkz:sidik) rengi farklı çıktığı zaman kendini kasıp işemeyen biri olarak bu ayrımcılığın sebebini merak ediyorum ve sizlerden bir cevap bekliyorum.

-Bak yine tribe girdim.  Keşke sevgili okurlarım koysaydım cümlenin sonuna..

Esen kalın-Adiyos