Merhaba

Direk lafa gireceğim: Artık uzun saçlı erkeklere alışın amna goyim.

Bak geçen otobüsteyim. Yanımda bir teyze var. Nerede inmesi gerektiği konusunda bilgisiz. Dedim, bak teyzecim şu şöyledir bu böyledir. Ah yavrum çok teşekkür ederim dedi ve ışık hızında konuyu saçlarıma bağladı. Çok beğenmiş, okşadı falan. Şampüanımı sordu. Nasıl uzattın böyle dedi. Bir iki tüyo verdim *kıps* Sonra teyze indi. Vay amüniyim dedim, biz naadar çağdaşlaştık böyle.

Tut ki, bu akşam beşiktaş sahilde dolaşırken barzonun biri “bak bak iki kız geçiyor” dedi. Sinirlenmedim bile. Üstelik çok güldüm. Çünkü yanındaki diğer 3 barzo “komikmiş admin kardeş” tepkisizliğindeydiler, tebessüm dahi etmediler.

Ama şimdi la olum, biz seninle gerizekalı, am beyinli, çük kafalı, anten yarraklı diye dalga geçmiyorsak, sende öyle gereksiz gereksiz laf atmalara girme amını yediim. Nolursun, bari kendini küçük düşürme.

adyos

Metin kategorisine gönderildi

Çok eğleniyormuş gibi yapmadığım zamanların dışında gerçekten hiç eğlenmiyorum amk.

Metin kategorisine gönderildi

Fkare’02

Etkinlik Tarihi: 25-30 Haziran 2012

Atölye Kayıtları: 28 Mayıs – 8 Haziran 2012
( Atölye kayıtları için; www.ytufokfkare.com )

Ytüfok’un ikincisini düzenlediği fotoğraf festivali “Fkare”,
25-30 Haziran 2012 tarihleri arasında YTÜ Yıldız Kampüsü’nde düzenlenecektir.
Profesyonel fotoğrafçıların yapacağı atölyeler ve düzenlenen yan etkinliklerle, genç amatörler ile fotoğrafçıların bir araya geleceği bir üretim haftası olacaktır. Bir “yeni ufuklar projesi” olarak da adlandırılabilen Fkare Fotoğraf Festivali, Türkiye’deki genç fotoğrafçıların gelişimine katkı sağlamayı hedeflemektedir.Ytüfok, üniversite fotoğraf kulüpleri arasında bir ilk olan Amatör Fotoğraf Günleri’ni 11 yıldır sürdürmektedir ve kulüplerin üretimlerini birbirleriyle paylaşmaları konusunda öncü olmuştur. Geçen sene de bu öncülüğünü koruyarak Türkiye’de bir ilk olan fotoğraf festivali ‘Fkare’yi düzenlemiştir. Şimdi ise ikincisini düzenleyeceği Fkare Fotoğraf Festivali ile yeniden üretim sürecinin, yani en verimli öğrenim sürecinin paylaşımını sağlamaktadır. Profesyonel fotoğrafçıların yürütücülüğünü üstlendiği atölyeler ile hem bir haftalık süreçte çeşitli ürünler ortaya çıkacak, hem de bu atölyeler katılımcıların bir sonraki projelerinde daha sağlam ürünler ortaya koymalarını sağlayacaktır. Beş günlük atölye sürecinin ardından gerçekleştirilecek sunumların haricinde, söyleşiler ve portfolyo değerlendirmeleri yapılacaktır.Fkare’de atölye yürütecek isimler Aslı NARİN, Cengiz AKDUMAN, Dilan BOZYEL, Emrah ALTINOK, Gözde TÜRKKAN, Pınar DAĞ ve Yiğit GÜNEL iken tam gün sürecek bir söyleşide de Özcan YURDALAN yer alacak. Atölyelerin katılımcıları öncelikle üniversite fotoğraf kulüplerinden olmak üzere, açılan kontenjana ve atölye yürütücülerinin taleplerine göre belirlenecektir. Ayrıca Fkare’nin yan etkinlikleri herkese açık olacaktır. Ön kayıtlar 10 Mayıs’ta başlayacaktır. 14 Mayıs tarihinde atölye içerikleri ve takvimi açıklandıktan sonra kayıtlar 30 Mayıs – 15 Haziran tarihleri arasında Fkare internet sitesinden gerçekleştirilecektir. Ana sponsoru ŞRD 3K Grup olan Fkare Fotoğraf Festivali’nde ulaşım ve konaklamayı üstlenen Yıldız Teknik Üniversitesi de büyük destekçilerdendir.
Metin kategorisine gönderildi

xd

mükemmel birşey ya ünlü şarkıcı bu bandla zayıfladı arkadaşımda reklamlarda görüp aynı bantdan almış kısa sürede bu bantla zayıfladı. en güzel yanı haplar gibi hiç bir yan etkisi olmaması. yapıştır zayıfla! birde öyle bi yapmışlarki gündüz değil, gece uyurken yapıştırıyosun gece zayıflıyorsun. valla süper bişey. saçmasapan haplardan kurtulduk. dünya sağlık örgütü tavsıye edıyor daha ne olsun

Metin kategorisine gönderildi

Öğrencinin dostu İSKİ

Yalnız başıma eve çıkma kararı aldığım günden beri “ulan bu faturalar kol gibi girecek bana” diyip diyordum. İSKİ yüzümü güldürdü. Canım İSKİ. İSKİ’m benim.

İskicim bi viski alır mıydık?

Ben ısmarlıyorum.

 

210 liralık faturasından dolayı igdaş’tan nefret ediyorum tabii, orası ayrı.

Sözleri:

“hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz,hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz”

olan bir şarkı var ve ben o şarkıyı hiç bir şarkıyı sevmediğim kadar seviyorum.

allah da belasını versin eve çıkma sürecinin. abi daha 8 saat olmadı. eve heyecanla geldim. ev buldum ben ev buldum ben diye seviniyodum. gayet mis gibi tertemiz, hatta sıfır yapılmış apartmana taşınıcam diye çok seviniyodum. gel gör ki kafam kazan gibi oldu düşünmekten ve o mis gibi eve taşınmamak için zibilyon tane sebep buldum kendime. lanet olsun amk. yatıyom ben saat beş olmuş.

PEMBE BİR MEZARLIK GÖREMEDİM henüz

Merhaba
Ben bugünlerde ev bakıyorum da ilginç bi detayı farkettim.
Ortaca’da oturdğum ev Ortaca mezarlığının yanında, Edirnekapı’da oturduğum ev Edirnekapı mezarlığının yakınında, müstakbel evim Mecidiyeköy’de Zincirlikuyu mezarlığının karşısında.

Pembe bir mezarlık görülecekse, en çok ben göreceğim. Ben saksı değilim.

Adiyos.

Az önce altıma sıçtım.

Altımda klozet vardı.

Dolayısıyla ben ne yaptım?

Tualete sıçtım.

Ama aynı zamanda altıma sıçmış oldum.

Çünkü otururken kıçımız altta kalır.

Saygılar.

Hayatimda ilk defa

image

Bi kiz bana akrostis gonderdi. Bi kiz sevgilimdi. O kiz hala sevgilim. O kiz bu bi kiz. Iste bu da siir.

 

Çantada fotoğraf mekineleri
Ağırlığı 10 kiloymuş paşam
Ğugas inciciyan bile burada bak
Allahuekber vuhuuu diye bağırasım var
Tepik atarım sana
Affet diye öldüm bu gece
Yalnız sen beni takmasan da

Posted from WordPress for Android

Afedersiniz de;

“sıçsam bundan daha çok eve benzer” dediğim evlerinizi bu kadar yüksek fiyatlara kimlere kiralıyorsunuz amk anlamıyorum. “Yerin 5 kat altında” eve 1000 lira kira mı istenir amın oğlu? altından mı yaptırdın evi? evde rus hizmetçiler mi var?

Katil Coca-Cola!

Bi baktım boğulan bir adam, bi daha baktım çılgınca dans eden t-shirtlü şişman bir adam oldu.

Belki aslında çılgınca dans ederken boğulan t-shirtlü şişman bir adamdır. Olabilir. Bilemeyiz. Zaten rahmetlinin ardından konuşmak yakışık almaz.

iPhone kullanıcılarıyla android kullanıcıları arasındaki karakter farkını irdelemek istersek instagram yüklü cihaz sayısı/kullanım oranıyla lightbox yüklü cihaz sayısı/kullanım oranına bakmak kafidir efendim.

“iPhone’a mı geçsem?” diye şeytanın dürttüğü şu günlerde, yine bir tiki kızımız tarafından paylaşılan instagram linkini gördükten sonra aklıma gelen bu fikri sizinle paylaştıktan sonra, androidden vazgeçmemeyi boynumun borcu bilmeye devam edeceğimi de bilmenizi isterim.

bu arada sevgili iphone sahibi, androiddeki kamera uygulamarına bir göz atın derim, instagramdaki fotoğraf efekleri bazen halt etmiş olabiliyor zira.

son olarak bu yazıyı niye yazdın amk derseniz eğer

olum valla ben de anlamadım bir anda gaza gelmişim.

adyos

Biri Beni İncelesin

Merhabalar

Bazı bazı durup düşünüyorum. Diyorum ki “olum gerçekten seni bir psikolog oturup incelemeli uzun uzun.” Kendimi çok farklı görebiliyorum yerine göre. Kimsede olmayan en sinsi hastalıklar bendeymiş de fark edildiği zaman tüm insanlık hayretlere düşecekmiş gibi hissediyorum.

Neyse bunun konumuzla belki alakası olmayabilir.

Olay şu. Ben hayatımın bir anında takılıp kalmışım. O günden sonra hayatımda meydana gelen herhangi bir değişikliği bünyem kabul etmiyor. Misal 3-4 senedir saçlarım uzun. Ama her gün aynaya bakan biri olarak, hala saçlarımın uzunluğuna alışamadım. Birine saç uzunluğumdan bahsederken sanki dün üç numaraymış da bugün bu kadar uzamış gibi heyecanlı anlatıyorum. Sıradan bir şey değil yani benim için uzun saçlı olmak, çok ilginç.

Ayrıca kiloluyum da. Baya uzun zamandır kiloluyum. Ama mesela kilolu oluşuma da hiç alışamadım. Gördüğüm bir ilaç tedavisinin hediyesi olan bu kilolar o kadar hızlı geldiler ki psikolojim onları hiçbir zaman kabul etmedi. Göbeğime bakıp bakıp “oha lan” diyorum.

İstanbul’a gelişim mesela. 3-3.5 sene oldu. Hala İstanbul’da değilmişim gibi. Hala küçük göt kadar kasabamda yaşıyor gibi hissediyorum kendimi. İstanbul’da tatildeyim ya da gezmeye gelmişim.

Okul aynı şekilde. Hala liseliyim. Hala lisedeyim. Üniversite öğrencisi olduğumu söylerken hep bir heyecanlanıyorum. Yalan söylerken heyecanlanırsın ya, öyle bir heyecan. Sanki liseliyim de ben, internette tanıştığım kızı etkilemeye çalışırcasına yalan söylüyormuş gibi.

Oğlum bak harbiden beni bir inceleyin. Ben bir yerlerde takıldım kaldım. Çok ciddi söylüyorum. Yaptığım ettiğim her şey bana sanki sonradan eklenmiş ama üstümde durmamış yere düşmüş gibi. Her gün tekrar tekrar üstüme takmaya çalışıyorum.

Ya da siktir edin incelemeyin. Şimdi siz inceleyeceksiniz sonra siktiriboktan bir hastalık çıkacak. Ya da ne bileyim çük kadar hapla tedavi edeceksiniz beni. Sonra kendi kendime yaptığım onca hava boşa gidecek. Sıradanlaşmış olacağım. Bırakın beni küçük dünyamda marjinal takılayım.

Bir de böyle atarlanıyorum arada, bu da ergenlikten kalma sanırım.

Adiyos

Metrobuse Kafa Attım.

Merhaba

Çok eğlenceli olmayacağını düşündüğüm bir yazıyı okuyacaksınız. Eğlenceli de olabilir, şu anda bilmiyorum. Yazının sonunda söylerim nasıl olduğunu.

Günlerden bir günün akşamı, Zeytinburnu’nda oturan bir arkadaşımı evine bırakmış, aylak aylak metrobüs durağına gelmiştim. Nalet olası hava buz gibiydi bir an önce metrobüse binip evime gelmek istiyordum lakin gelen bütün metrobüsler ağzına kadar insanla dolu olduğu için binemiyordum. 3-4 metrobüsten sonra, soğuğun da etkisiyle gerilen sinirlerim “bir sonraki metrobüse canın pahasına bineceksin” dedirtti. Zira az kalsın canımdan oluyordum.

Uzaktan geldiğini gördüğüm metrobüs için insanlara omuz ata ata, en öne geçtim. Mırıldanmaları umursamaz bi şekilde göğsümü kabarttım. Metrobüse biner binmez “edriyııın” diye bağırabilirdim, niye öyle coşkulandıysam? Metrobüs sırasında her gün en az bir kişiyi eziyorum zaten. Neyse.
Metrobüs geldi kapılar açıldı. Tam kapının hizasına denk gelemediğim için kenarı ittirdiğim bi kaç kişi benden önce bindi. Sıkışmalarına rağmen benim binebileceğim kadar yer kalmamıştı. Anca sağ bacağım binebilirdi. Tamam öyleyse diyip, sağ ayağımı atıp içerdeki insanları ittirdim. İlerlemediler. Bir kere daha yüklendim. Milim oynamadılar. Sağ ayağım içerde, sol ayağım dışarıda yaklaşık bir 10 saniye kadar cebelleştim. Tam bu sırada, orospu çocuğu metrobüs şöförünün kapıları kapatması sebebiyle içerdeki ayağımı dışardakinin yanına çekmek istedim fakat ağırlık merkezimi içerdeki insanların üstüne çullanma pozisyonunda unuttuğum için, sağ ayağım soldakinin yanına gelene kadar dengemi sağlayamadım ve asfalta basmak zorunda kaldım.

Ne olduysa o sırada oldu….

Eskiden atılan asfalt 4-5 santim kadar kazılmış, sanırım normal araç yoluyla aynı seviyeye düşürülmek istenmiş, bilmiyorum. Lakin kazılmadan önceki asfaltın 4 parmak kalınlığındaki artığını temizleyememişler kaldırımın kenarından. İşte tam o kaldırımla asfalt arasında kalan 4 parmak genişliğinde, 5 santim yüksekliğindeki asfalt kalıntısı yüzünden hem ayak bileğimi burktum hem de metrobüse kafa attım:

Dengemi sağlayabilmek için yere düşmekte olan sağ ayağımın topuğu, asfalt kalıntısına basınca, bileğimi burkmak suretiyle dengemi kaybettim. Hala ön tarafa ayarlı olan ağırlık merkezimin de yardımıyla metrobüsün kapanan kapılarına bir güzel kafa attım.

“TOK!”

Metrobüsün içindeki kalabalık birden bana döndü. Bense burkulan bileğimin acısından, metrobüse attığım kafayı ve dolayısıyla çıkan sesin kaynağını çok geç algıladım. O acının surat ifadesi çok korkunç olacak ki, içerdeki hiç kimse suratıma bakarak gülmedi. Ufak gülümsemeler hep diğer tarafa çevrilen suratlar tarafından gizleniyordu. Arkamdaki ezilmiş ve itilmiş kalabalıksa aynı şekilde tepkisizdi. O kadar tepkisizlerdi ki koluma girip beni tekrar kaldırıma çıkarmaya bile yeltenmediler. (Ben olsam ben de yeltenmezdim, afferin onlara.)

Yalnız valla ilk defa içime ağladım arkadaş. O nasıl bir bilek ağrısıdır. Nasıl bir kafa ağrısıdır. Erkekliğe bok sürmemek için sessizce dikildim öyle. Ellerim ceplerimde.
Binebildiğim metrobüsten de ayakta duramadığım için iki durak sonra inip taksiye binmek zorunda kaldım. Hatta 1 ay kadar bir süre boyunca bileğimin ağrısı hiç geçmedi ve üstüne basamadım. EVET DOKTORA GİTMEDİM. Ama geçti, ben geçer demiştim.

Eğlenceli bir yazı olmadı. Çok fazla betimleme yaptım sanırım. Zaten elektrikler de kesildi. Yayımla tutuşuna basabilmem için elektriklerin gelmesini beklemem lazım. Laptopun da şarjı 12 dakikada bitmeydi iyiydi. Olum o kadar adamsınız lan. Toplanın aranızda bana yedek batarya alın laptop için. (elektrikler kesildi ya sıkıntıdan uzatıyorum hacıt yazıyı, okumasaydın keşke buraları.) Neyse bitti.

Adiyos


Posted from WordPress for Android