Biramı İçeyim Kalkıcam

Hani bir mekana çok gidersin, zamanla sahipleri-çalışanlarıyla kanka olursun, ne zaman gitsen selamlaşmadan oturamazsın, sürekli de gidersin, istediğini getirdiklerinde masana oturtur 3-5 laf edersin, çok seversin de orayı

ama
sonra öyle bi zaman olur 5 ay 6 ay gidemezsin de, yıllardır orada çalışan herkes işi bırakmış, mekan el değiştirmiş, yeni gelen kimse seni tanımaz, gülümsersin aval aval bakar, sanki çok büyük mutlulukla gidersin ama yarrağın kafası gibi bi hissiyatla karşılaşırsın ya. işte artık buralar komple öyle benim için. biramı içeyim de kalkayım ya.

5’te olmadı ama 25’te çok yaklaştım

hönküren fırın (kocaman hali için bir tık yeter be gülüm...)

Merhaba.

Çocukken en büyük korkum evi yakmaktı. Çünkü ateşle oynamayı nedensizce çok sever neticesinde sürekli annemin

bak bi gün evi yakıcaksın o zaman sıçıcam bacağına!

tehdidine maruz kalırdım. Her evlat gibi evlat gibi ben de annemi üzmeyi istemezdim, o yüzden evi hiç yakmadım.

Gel gelelim 25 yaşıma geldim. Öküz gibi adam oldum, sakalım falan var yani polisler beni IŞİDci sanmıyorsa sebebi koparılan çiçeklerdir. Neyse geçen gün eve geldim bir de ne göreyim. Karnım acıkmış. Alla alla hiç de acıkmaz idi normalde diyerekten fırının içindeki tepsiye acuk yağ koyup, fırının fişini taktım. 2-4 dakika ısınsın sonra nuggetları atarım kızartırım dedim. (ev değiştirdim, ocağım yok ondan fırında hallediyorum böyle işleri, ev işini de belki bi ara başka bi yazıda anlatırım ama sanmıyorum olsun yine de umutla bekleyin siz lfkjdslfk.) Odama geldim oturdum öyle maillerimi falan kontrol ettim. Arkama yaslandım öyle dalmışım ekrana bakarken. Koku gelince koşa koşa mutfağa gittim, bir de ne göreyim. Tepsinin içindeki yağ böyle yer yer küçük patlamalar gerçekleştiriyor. İnceden de bir duman salmış mutfağın içine.

Tüh amk aç kaldım.

diyerek fişten söktüm ocağı, kapağını açtım, gittim iki taraftan pencereleri açtım fakat yahu alla alla ben neden nefes alamıyorum diye düşünüyorum. alla allaa… bi baktım mutfakta kurtlar vadisi pusu seti kurulmuş adeta. Dumandan mutfağı göremedim. Sağa sola baktıysam daalla alla nefes yok alamıyorum. Töbe bisssmillah dedim daldım mutfağa. O kapağını açtığım fırın alev almış. :dd:d:D gerçi fırın alev almamış şimdi yazdığımı silmek üşendirdi, tepsideki yağ alev almış adeta bir dinazor var fırının içinde, dışarı alev “hönkürüyor”.

Bi de eve yeni taşındık, taşınır taşınmaz evin doğramalarını yakmaktan ve eve taşınırken bize kefil olan annemi üzmekten yine çok korktum. Ama evi yakmadım, sadece hiç yaklaşmadığım kadar yaklaştım.

Ne bileyim, yazımı okudugunuz için teşekkür falan ederim. Öptüm.

 

Adiyos

BEN AYI DEĞİLİM

YaseminEsmergül4Selamlar

Bugün; kahvaltımı ve aynı zamanda öğle yemeğimi sigarayla geçiştirmeyeyim diye düşünüp evimden 5-6 dakika uzaklıktaki bir ‘kahvaltıcı’ ya gittim. Oturdum. Siparişimi almak için hanım abla yanıma gelince bir adet gözleme ve bir adet ice tea limon istediğimi söyledim kendisine.

Karikatür tipli ve heyecanından tahmin ettiğim üzere işe yeni başlamış biriydi. Kıvırcık siyah saçları, bi hayli esmer teninde bile rahatlıkla göze çarpan çökmüş göz altları “acaba uyuşturucu falan mı kullanıyor lan” sorusunu aklıma getirtmiş olsa bile konumuz bu değildi.

– Emin misin?

Dedi. Aslında gayet emindim. Ama beklemediğim bu soru neticesinde bir an afallayıp “ha?” demiş bulundum.

-İki gözleme istemediğine emin misin?

“Tek gözleme istiyorum” dedim. “Yalnızca bir adet.” Pek de tatmin olmadı ama galiba atarımın dozajının yükselebileceğinden korktu, tekrar soruyu sormadı.

 

Bu aralar sürekli böyle olayları yaşıyorum. Misafirliğe yemeğe gidiyorum, arkadaşlarımla dışarda yemek yiyorum falan, nedense herkesin gözü benim neyi ne kadar yediğimdeymişcesine “AIIOAO ÇOK AZ YEMEDİN Mİ OLM SEN” diyorlar. Evet, az yedim ve doydum.

Cüssemin kocamanlık sınırına yakın olması, sürekli ve çok miktarda yemek yememi gerektirmiyor ki. Tek gözlemeyle, bir hamburgerin yarısında, yarım tabak kuru fasulyeyle, orta boy pizzanın yarısıyla gayet net doyabiliyorum. dsfdsf

Zaten günün yalnızca 1 saatinde falan hareket ediyorum. Metabolizmam da yavaş. E yetiyor işte yediğim kadarı. Niye fazla yiyip kendime hammallık edeyim ki? Değil mi?

Ha bu arada gelen ice tea şeftaliydi, sesimi çıkarmadım usulca içtim.

Adiyos

I LikeSelamlar

Bayadır böyle ara ara üstüne düşündüğüm saçma sapan bir konu var aklımda. Kelimelere dökmek istedim.

“Çağımızın hastalığı” sosyal medya ile ilgili çok saçma algı karışmaları var. Birinden whatsapp istemenin dayanılmaz abazalık algısı, facebook’tan eklemenin ayıplanması vs gibi konular.

Düşüncelerimi toplayamıyorum fakat şöyle başlayayım;

Her dm’e anında cevap veren kızın whatsapp için numarasını vermemesini anlamıyorum. whatsapp sohbet etmeyi daha pratik kılarken, bahsettiğim üzere bir algı yanılması sebebiyle aşırı özelmişcesine saklanıyor. Hayır. Dm gelince gelen bildirim, whatsapp’tan da geliyor. Üstelik whatsapp’ta meme fotoğrafı göndermek çok daha kolay ve 140 karakter sıkıntın yok. Belki savunmanız “ya ama sapıklık yaparsa telefonda, ya ama hep rahatsız ederse” endişelerinize dayanabilir lakin ki orada da olayın DMleşmeye kadar geldiğini hatırlatmak isterim. Sapık olabileceğinden şüphe ettiğiniz birini neden en başta takip ettiniz, ardından attığı dm’e neden cevap verdiniz?

Öte yandan, facebook’a aile üyeleri korkusundan koyamadığınız yüzlerce pornografik nitelikte sayılabilecek fotoğrafı instagrama koyuyorsunuz. Buna rağmen x erkeği sizi instagram’dan takip edince sevinirken, facebook’tan eklediğinde “aaaaa yüzsüze bak beni fbden eklemiş” tutumuyla siktiri çekiyorsunuz. Şimdi dönün ve fotoğraflarınıza bakın. Tanımadığınız biri sizin fotoğraflarınıza ulaşmak isterse, bence onunla önce facebook’tan arkadaş olmalısınız. Lisedeyken çekildiğiniz fotoğraflarınız, sütyeninizin ucunun göründüğü fotoğraflarınızdan daha az tehlikeli.

Eğer temelde hepimizin ihtiyacı/isteği aynıysa (ister seks diyin, ister duygusal ilişkilerden isterseniz de yalnızca bi şeyler paylaşmalı arkadaşlıklardan bahsedin) neden kendimizi bu kadar geriyoruz?

Bence bu, bu yazının kendisi kadar saçma.

patladık

patlama (temsili)Selamlar

Bir senedir ara ara aklıma gelip beni güldüren bir fail hikayesini okumak üzeresiniz.

Ama anlatınca hiç komik olmayacak buna eminim, o yüzden lütfen şimdi şu sekmeyi kapatın da yazının devamını okumayın. Çünkü eğer öyle bi şey varsa; akıllarınızda eğlenceli çocuk olarak kalmak isterim.

Neyse efenim.

3 arkadaş kaldığımız evimize yeni taşındığımız dönemlerde, yani yaklaşık olarak 1.5 sene önce falan, modemin yerinden dolayı benim odama internet hiç gelmezken, arkadaşlarımın odasında full çekiyordu. Uzatma kablosu almak ise, eve çıktığımız günden beri yaptıramadığımız kapı zilinin bozuk olması gibi üşengeçlik odaklı sebeplerden ötürü uzunca bir süre bekledi.

Tabi bu uzunca süre içerisinde ben sürekli dertliyim, bilgisayarımı kapıya yakın konumlandırınca tek diş olarak ücretsiz wi-fi’den yararlanabiliyorum fakat yatağımda asla bağlanamıyorum. Bizim de apartmanın içinde, tam bizim katta, doğal gaz sayacının yanında asılı duran bir adet ADSL modem vardı. Gözüm haftalarca ona baktı hep. “Onu alıp bakmalıyım, belki de bunun verişi daha kuvvetlidir.”

Sonra bir gün nedense üçümüz ona inandık. Dedik alalım içeri. Fakat sıkıntı oydu ki bizim modemin adaptörü o modeme olmazken, onun adaptorü direk olarak duvardan çıkan elektrik kablolarına bağlanıp bantlanmıştı.

Bir koşu odamdan yan keskiyi getirdim. Aleti elimden kapan Orkun beklemeden daldırdı keskiyi kabloya. Ve o anda adaptör patladı. Elindeki yan keski 2 kat aşağıya uçtu. Benim ödüm bokuma karışırken, Orkun kaskatı kesildi.

Apartmandan kimsenin çıkıp “hoyt noluyor orda?” dememiş olması ise baya gücendirdi bizi açıkcası. Evimize biri el bombası atsa, cesetlerimiz haftalar sonra bulunabilir.

Neyse efenim sonuç olarak, ben o adaptöre gelen hat kaplosunu apartmanın girişindeki kutuya kadar takip edip kestim. Ve onunla modemi evin ortasına taşıdık. Şu an maşşallah full çekiyor. Yattığım yerden hatta balkondan bile aralıksız komik kedi videosu izleyebiliyorum.

İŞTE HİÇ GÖTÜNÜZE SİKİNİZE SÜRÜLMEYECEK BİR HİKAYENİN DAHA SONU.

Adiyos.

Mutlaka deneyin

temsili Elinize bir adet guitar hero gitarı alın, arkanızdan bi yerden müzik gelecek şekilde ayarlayın, ve sokağa çıkın yürüyerek inanmış bir şekilde o gitarı çalın. Tebessüm etmeden, sololarda zorlanarak… Siz yeterince inanırsanız çevrenizdeki insanlar o kadar inanır. İnandırdım ordan biliyorum.

 

“Batman mısın amugagoyim? Gotham mı bu city?”

Selamlar

Çoğunuzun bilmediği ve aynı zamanda sikinde de olmadığı gibi ben bu yarı yıl tatilini memleketimde geçirdim. Çoğunuzun bilmediği gibi ve yine eminim ki sikinde olmadığı gibi uykusuz bir insanım belki senelerdir. İşte bu ikisi birleşince; yani ben memlekette uykusuz bir şekilde, internet olmayan evde gecelerimi ne yapacağımı şaşırıyorum. Evin bütün balkon ve pencerelerinden dışarı falan bakıyorum böyle gece boyu. Hatta bu sıkılmalarım esnasında Pis Yedili bile izlemeye başladım.

Neyse

İşte bu yine sıkıldığım ve pencerelerden baktığım gecenin birinde dışardan bir çığlık sesi duydum. Hemmen balkona koşup muhabbete ortak olmak istedim. Evimiz bulvar üzerinde ve sağlı sollu bir sürü ev var. Dolayısıyla ben balkona çıktıktan sonra gelen “KİMSE YOK MU?” çığlığının yerini kestiremedim. Ses yankı yaptı. Aynen polise de böyle söyledim zaten.

Sesi duyunca birden heyecanlandım. Koşup salonda daha şarja takalı 2 dakika olmayan telefonumu aldığım gibi polisi aradım.

-Memur bey iyi geceler, şarjım az telefonum her an kapanabilir, Atatürk bulvarı üzerinde oturuyorum ve Vakıfbank ile mezarlık arasından bir yerden bir kadın çığlığı duydum. Kimse yok mu diye bağırdı. İlgilenir misiniz lütfen?
+Tam olarak nereden geldi ses?
-Bilmiyorum memur bey, sesi pencereden duydum, ses yankı yaptığı için tam olarak yerini kestiremiyorum ama tahmini olarak banka ile mezarlık arasında. Yol üstünde.
+İyi de gardaşım, tam olarak yerini söylemiyorsun. Ne yapayım ben şimdi gecenin ikisinde?
-Memur bey ben vatandaş olarak görevimi yaptım, lütfen siz de polis olarak görevinizi yapın.
+Yav gardaşım….. He tamam ilgileneceğiz.

Kadının hayatı için duyduğum endişe birden polisin duyarsızlığına ve laubaliliğine duyduğum nefrete dönüştü. İstanbul’da yaşarken ilgisiz alakasız polislerle her zaman karşılaşıyorum ama benim küçücük GÖT kadar ilçemdeki polis de böyle olmasın be. Nolur.

Bunları düşünüp balkonda -buz gibi havada- beklemeye devam ettim. Belki bir ses daha duyarım da polis abiyi arar
-Abi Selam Apartmanı daire 6
derim diye.

1 dakika geçmedi bir ses daha duydum. Silah sesi olabilecek kadar sesli olmayan ve çok tok bir ses. Panik oldum ama polisi arar mıyım? Yok. Beni vursalar yine aramam o sinirle.

Sesin üzerinden 1 dakika kadar geçti telefonum çaldı. Konuşması daha düzgün, sesinden ciddiyet akan bir abimizdi.

+İyi geceler, az önce bir ihbarda bulunmuşsunuz. Doğru mudur?
-Evet.
+Sesin geldiği yeri tekrar edebilir misiniz?
-Banka ile mezarlık arasında. Yalnız ekodan dolayı emin olamıyorum.
+İhbardan sonra ses duydunuz mu başka?
-Hayır. Balkonda bekliyorum, duyarsam haber veririm.
+Ekiplerimizi oraya yolluyorum, duyarlılığınız için teşekkür ederim.
-Rica ederim.

Herhalde bu abimiz yetkili biriydi. Sesi çok yetkili birine benziyordu. İşe iyi el atmış olmalıydı ki telefonu kapatır kapatmaz emniyetten iki polis çıktı. (karakol da aynı bulvar üzerinde. Bizim ev banka ile emniyet arasında kalıyor. tabi bu da sikinizde değil.) Aynı anda banka ile mezarlık arasındaki sokaktan bir ekip arabası bulvara çıkıp gitti. Akabinde bizim evin yanından çıkan sivil araba, bankanın önünden geçerken bir adam tarafından durduruldu.

-Ağabey ses 3. kattan geldi. Bizden geldi. Sıkıntı yok bi şey yok. Merak etmeyin.

Siviller indi arabadan. Kimlik kontrolü. Adam alkollü. 3 dakika sonra balkona çıkan kadın yine bastı çığlığı. Ağlayarak “tutuklayın bunu şikayetçiyim” diye bağırdı. Ama birisi içeri çekmiş olacak ki polis binaya girdi. Derken bir ekip arabası ve minibüsü geldi. Anladım ki olay büyükmüş. Ve 20-25 dakika sonra o ilk başta bi şey yok diyen adamı elleri kelepçeli karakola götürdüklerini gördüm.

Ellerimi ceplerime sokarak, Ortaca’ya baktım şöyle bi. Şehir karanlıktı. Binaların arasından zar zor görünen sokaklarda koşturan insanlar, havlayan köpekler, hafifçe esen rüzgar. Dedim ki kendi kendime “Batman mısın amugagoyim? Gotham mı bu city?

Adiyos

Kaptan Ağır Ol

Selamlar.

Toplumun en büyük yaralarından biri olan, ağır olmayan kaptanlara tepkimizi dile getirdiğimiz ilk single’ımız çıktı. Şarkımız küfür içerdiği gibi müzik marketlerde falan da bulamazsınız. Çünkü biz şekiliz ya.

Kaptan Ağır Ol – Ali Cem Öztürk, Şule Arukan, Çağrı Erdoğan, Öykü Okuyan, Oğuzhan Akgün, Gözde Elver, Çağatay Topçu

prensip olarak kitap okumadığımı zaten biliyorsun. bi şeyleri anlamaya ihtiyacımız yok bence. senin belki problemin bu. ya da benim problemim bilemedim. bi şeylere anlam vermeye gerek yok. bi şeyler için çabalamaya gerek yok. değişen bir şey yok. değişen hayat var, değişen hayatla mutlu olmanın bir yolu kalmadı. mutsuzluk mutluluk oldu. en azından bunu kabullenince bir nebze de olsun rahatlyor beyin. kaldı ki dikkat et. sonsuza kadar süren sadece mutsuzluklar. mutluluklar? ertesi gün, o gün olduğun kadar da mutlu değilsin aslında. öyleyse mutsuzluk mutluluk olmalı belki de. öyle olsun iyi oluyor.
zor çünkü, cidden her şey çok zor. geçmişi kabul etmek, geleceği kabul etmek.
en iyisi umursamamak. değişmiyor çünkü hiç biri. ne geçmişin ne geleceğin.

Satılık Ev Arkadaşı

89 doğumlu, temel itaat eğitimleri verilmiş ama alamamış, temiz kullanılmış ev arkadaşımızı satılığa çıkarıyoruz. Özellikle şizofrenik hareketleriyle ön plana çıkan arkadaşımız evinizin neşe kaynağı olacak!
Özellikleri:
Emzikle dolaşır, her türlü sıvıyı biberondan tüketir (süt, su, bira, kola), saçları kıvır kıvır adeta bir bonustur. gözleri kahverengidir ama gözlerinin içine bakarsanız saldırır. Evde buzdolabı varsa üstüne çıkmaya meyillidir. Çıkarsa inmez, çıkmazsa saldırır. Saldırırsa dolaba kilitleyin, yarım saat boyunca bağıra bağıra dolaptan çıkmaya çalışacaktır. Ama aynı zamanda eğlenecektir.
Üniversite öğrencisidir ama okula gitmez. masrafsızdır. Müzisyendir. kendini sakinleştirmek için gitar çalar. Sesi gerçekten güzeldir.
Kırığı, vuruğu, çiziği, boyası yoktur. Alkolu sigarası vardır.

Bu da böyle bir anımdır

Selamlar

O gün bizim okulun bahar şenliğinde BASIN KOORDİNATÖRÜ olarak görevliyim. Sahne önünde fotoğraf çekiyorum. Kulüpler birliği başkanı konuşmasının sonunda şimdi size bir sürprizimiz var dedi. “Allah allah ne ki bu?” diye düşünürken havai fişekler foşurdamaya başladı.

Önceden bana söylemişti oysaki başkan “havai fişek atılacak, haberin olsun”

Neyse; fişekleri yakalamak için neredeyse boyum yüksekliğindeki demir çitlerin üstünden atlayarak, sahne önünden saha içine geçip koşmaya başladım. Makinemin üstündeki objektif dar açılı olduğundan, seyirci+sahne+fişek fotoğrafı yakalamam için sahanın en arkasına koşmam gerekiyordu. Koşarken yaka kartımın boynumda olmadığını farkettim. Koştuğum onca mesafeyi elimde fenerle geri yürüdüm. Ama bulamadım.Fişekler hala patlıyordu.

Koordinatör olduğum için (amma hava yaptım ama daha bitmedi) yaka kartımın üstünde “all access pass” yazıyordu. (şimdi bitti) O sebepten hemen güvenliklere haber verdim. Dedim “yaka kartlarına iyi bakın, görevli tek Çağatay benim. Başkasını almayın.”

Yedek kartımı boynuma geçirdikten sonra kuliste bütün arkadaşlara haber verdim, gören olur duyan olur diye.

Hikayenin özü burası. 10 kadar güvenlik görevlisi, 20 kadar kulis görevlisi-koordinatör, toplamda 30 kişiye yaka kartımın kayıp olduğunu söyledim.

Neyse.

Kartı kaybetmemin üstünden 1,5 saat geçmesinden sonra, kulislerin yanında bankta oturmuş, çektiğim fotoğraflara bakıyordum dinlenirken. Derken enseme sert bir şey battı saçlarımın arasından. “Ananskim” diyerek elimi saçıma soktum.

Evet; kart ordan çıktı.

La hadi ben salağım 1,5 saat farketmedim de, o 30 kişi nasıl görmedi o kartı saçımda bilmiyorum.

Neyse işte bu da böyle bir anımdır.

Adiyos

Ortaokuldan universitye kadar muziksiz uyuyamazdim, artık bir seyler izlemeden uyuyamiyorum. Beynim bokla dolmaya, bokla doldukça düşündüklerim yüzünden uyuyamamaya devam ediyorum.
Klozete kafamı sokabilsem düşmeden, bebekler gibi uyuyacagim galiba.

İki şişe buldum; yan yana duruyorlardı.

17şubat12 -Akyaka/Muğla

Belli ki biri kız biri erkek.

Belki aşıklar, belki arkadaş.

Erkek olan ya sokaklarda çok fazla bira içmiş olmanın verdiği alışkanlıkla ya da kızın yanında oturuyor olmasına rağmen içindekileri dökemiyor olmanın verdiği stresle yolmuş sonuna kadar içtiği birasının etiketini. Kız ise tedbirli. Ya erkeğe karşı gardını düşürmek istemediğinden ya da eve gittiğinde annesine babasına alkol kokmak istemediğinden içmemiş birasını.

Büyük ihtimal gece; kız evinde hayaller kurarken, erkek olan aynı yere geri gelip bir bira daha içmiş, o şişeyi de denize fırlatmış.

İyi salladım bence.

Merhaba

Direk lafa gireceğim: Artık uzun saçlı erkeklere alışın amna goyim.

Bak geçen otobüsteyim. Yanımda bir teyze var. Nerede inmesi gerektiği konusunda bilgisiz. Dedim, bak teyzecim şu şöyledir bu böyledir. Ah yavrum çok teşekkür ederim dedi ve ışık hızında konuyu saçlarıma bağladı. Çok beğenmiş, okşadı falan. Şampüanımı sordu. Nasıl uzattın böyle dedi. Bir iki tüyo verdim *kıps* Sonra teyze indi. Vay amüniyim dedim, biz naadar çağdaşlaştık böyle.

Tut ki, bu akşam beşiktaş sahilde dolaşırken barzonun biri “bak bak iki kız geçiyor” dedi. Sinirlenmedim bile. Üstelik çok güldüm. Çünkü yanındaki diğer 3 barzo “komikmiş admin kardeş” tepkisizliğindeydiler, tebessüm dahi etmediler.

Ama şimdi la olum, biz seninle gerizekalı, am beyinli, çük kafalı, anten yarraklı diye dalga geçmiyorsak, sende öyle gereksiz gereksiz laf atmalara girme amını yediim. Nolursun, bari kendini küçük düşürme.

adyos

Metin kategorisine gönderildi

Çok eğleniyormuş gibi yapmadığım zamanların dışında gerçekten hiç eğlenmiyorum amk.

Metin kategorisine gönderildi

Fkare’02

Etkinlik Tarihi: 25-30 Haziran 2012

Atölye Kayıtları: 28 Mayıs – 8 Haziran 2012
( Atölye kayıtları için; www.ytufokfkare.com )

Ytüfok’un ikincisini düzenlediği fotoğraf festivali “Fkare”,
25-30 Haziran 2012 tarihleri arasında YTÜ Yıldız Kampüsü’nde düzenlenecektir.
Profesyonel fotoğrafçıların yapacağı atölyeler ve düzenlenen yan etkinliklerle, genç amatörler ile fotoğrafçıların bir araya geleceği bir üretim haftası olacaktır. Bir “yeni ufuklar projesi” olarak da adlandırılabilen Fkare Fotoğraf Festivali, Türkiye’deki genç fotoğrafçıların gelişimine katkı sağlamayı hedeflemektedir.Ytüfok, üniversite fotoğraf kulüpleri arasında bir ilk olan Amatör Fotoğraf Günleri’ni 11 yıldır sürdürmektedir ve kulüplerin üretimlerini birbirleriyle paylaşmaları konusunda öncü olmuştur. Geçen sene de bu öncülüğünü koruyarak Türkiye’de bir ilk olan fotoğraf festivali ‘Fkare’yi düzenlemiştir. Şimdi ise ikincisini düzenleyeceği Fkare Fotoğraf Festivali ile yeniden üretim sürecinin, yani en verimli öğrenim sürecinin paylaşımını sağlamaktadır. Profesyonel fotoğrafçıların yürütücülüğünü üstlendiği atölyeler ile hem bir haftalık süreçte çeşitli ürünler ortaya çıkacak, hem de bu atölyeler katılımcıların bir sonraki projelerinde daha sağlam ürünler ortaya koymalarını sağlayacaktır. Beş günlük atölye sürecinin ardından gerçekleştirilecek sunumların haricinde, söyleşiler ve portfolyo değerlendirmeleri yapılacaktır.Fkare’de atölye yürütecek isimler Aslı NARİN, Cengiz AKDUMAN, Dilan BOZYEL, Emrah ALTINOK, Gözde TÜRKKAN, Pınar DAĞ ve Yiğit GÜNEL iken tam gün sürecek bir söyleşide de Özcan YURDALAN yer alacak. Atölyelerin katılımcıları öncelikle üniversite fotoğraf kulüplerinden olmak üzere, açılan kontenjana ve atölye yürütücülerinin taleplerine göre belirlenecektir. Ayrıca Fkare’nin yan etkinlikleri herkese açık olacaktır. Ön kayıtlar 10 Mayıs’ta başlayacaktır. 14 Mayıs tarihinde atölye içerikleri ve takvimi açıklandıktan sonra kayıtlar 30 Mayıs – 15 Haziran tarihleri arasında Fkare internet sitesinden gerçekleştirilecektir. Ana sponsoru ŞRD 3K Grup olan Fkare Fotoğraf Festivali’nde ulaşım ve konaklamayı üstlenen Yıldız Teknik Üniversitesi de büyük destekçilerdendir.
Metin kategorisine gönderildi

xd

mükemmel birşey ya ünlü şarkıcı bu bandla zayıfladı arkadaşımda reklamlarda görüp aynı bantdan almış kısa sürede bu bantla zayıfladı. en güzel yanı haplar gibi hiç bir yan etkisi olmaması. yapıştır zayıfla! birde öyle bi yapmışlarki gündüz değil, gece uyurken yapıştırıyosun gece zayıflıyorsun. valla süper bişey. saçmasapan haplardan kurtulduk. dünya sağlık örgütü tavsıye edıyor daha ne olsun

Metin kategorisine gönderildi