Sözleri:

“hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz,hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz, hadi beni güldür biraz”

olan bir şarkı var ve ben o şarkıyı hiç bir şarkıyı sevmediğim kadar seviyorum.

allah da belasını versin eve çıkma sürecinin. abi daha 8 saat olmadı. eve heyecanla geldim. ev buldum ben ev buldum ben diye seviniyodum. gayet mis gibi tertemiz, hatta sıfır yapılmış apartmana taşınıcam diye çok seviniyodum. gel gör ki kafam kazan gibi oldu düşünmekten ve o mis gibi eve taşınmamak için zibilyon tane sebep buldum kendime. lanet olsun amk. yatıyom ben saat beş olmuş.

PEMBE BİR MEZARLIK GÖREMEDİM henüz

Merhaba
Ben bugünlerde ev bakıyorum da ilginç bi detayı farkettim.
Ortaca’da oturdğum ev Ortaca mezarlığının yanında, Edirnekapı’da oturduğum ev Edirnekapı mezarlığının yakınında, müstakbel evim Mecidiyeköy’de Zincirlikuyu mezarlığının karşısında.

Pembe bir mezarlık görülecekse, en çok ben göreceğim. Ben saksı değilim.

Adiyos.

Az önce altıma sıçtım.

Altımda klozet vardı.

Dolayısıyla ben ne yaptım?

Tualete sıçtım.

Ama aynı zamanda altıma sıçmış oldum.

Çünkü otururken kıçımız altta kalır.

Saygılar.

Hayatimda ilk defa

image

Bi kiz bana akrostis gonderdi. Bi kiz sevgilimdi. O kiz hala sevgilim. O kiz bu bi kiz. Iste bu da siir.

 

Çantada fotoğraf mekineleri
Ağırlığı 10 kiloymuş paşam
Ğugas inciciyan bile burada bak
Allahuekber vuhuuu diye bağırasım var
Tepik atarım sana
Affet diye öldüm bu gece
Yalnız sen beni takmasan da

Posted from WordPress for Android

Afedersiniz de;

“sıçsam bundan daha çok eve benzer” dediğim evlerinizi bu kadar yüksek fiyatlara kimlere kiralıyorsunuz amk anlamıyorum. “Yerin 5 kat altında” eve 1000 lira kira mı istenir amın oğlu? altından mı yaptırdın evi? evde rus hizmetçiler mi var?

Katil Coca-Cola!

Bi baktım boğulan bir adam, bi daha baktım çılgınca dans eden t-shirtlü şişman bir adam oldu.

Belki aslında çılgınca dans ederken boğulan t-shirtlü şişman bir adamdır. Olabilir. Bilemeyiz. Zaten rahmetlinin ardından konuşmak yakışık almaz.

iPhone kullanıcılarıyla android kullanıcıları arasındaki karakter farkını irdelemek istersek instagram yüklü cihaz sayısı/kullanım oranıyla lightbox yüklü cihaz sayısı/kullanım oranına bakmak kafidir efendim.

“iPhone’a mı geçsem?” diye şeytanın dürttüğü şu günlerde, yine bir tiki kızımız tarafından paylaşılan instagram linkini gördükten sonra aklıma gelen bu fikri sizinle paylaştıktan sonra, androidden vazgeçmemeyi boynumun borcu bilmeye devam edeceğimi de bilmenizi isterim.

bu arada sevgili iphone sahibi, androiddeki kamera uygulamarına bir göz atın derim, instagramdaki fotoğraf efekleri bazen halt etmiş olabiliyor zira.

son olarak bu yazıyı niye yazdın amk derseniz eğer

olum valla ben de anlamadım bir anda gaza gelmişim.

adyos

Biri Beni İncelesin

Merhabalar

Bazı bazı durup düşünüyorum. Diyorum ki “olum gerçekten seni bir psikolog oturup incelemeli uzun uzun.” Kendimi çok farklı görebiliyorum yerine göre. Kimsede olmayan en sinsi hastalıklar bendeymiş de fark edildiği zaman tüm insanlık hayretlere düşecekmiş gibi hissediyorum.

Neyse bunun konumuzla belki alakası olmayabilir.

Olay şu. Ben hayatımın bir anında takılıp kalmışım. O günden sonra hayatımda meydana gelen herhangi bir değişikliği bünyem kabul etmiyor. Misal 3-4 senedir saçlarım uzun. Ama her gün aynaya bakan biri olarak, hala saçlarımın uzunluğuna alışamadım. Birine saç uzunluğumdan bahsederken sanki dün üç numaraymış da bugün bu kadar uzamış gibi heyecanlı anlatıyorum. Sıradan bir şey değil yani benim için uzun saçlı olmak, çok ilginç.

Ayrıca kiloluyum da. Baya uzun zamandır kiloluyum. Ama mesela kilolu oluşuma da hiç alışamadım. Gördüğüm bir ilaç tedavisinin hediyesi olan bu kilolar o kadar hızlı geldiler ki psikolojim onları hiçbir zaman kabul etmedi. Göbeğime bakıp bakıp “oha lan” diyorum.

İstanbul’a gelişim mesela. 3-3.5 sene oldu. Hala İstanbul’da değilmişim gibi. Hala küçük göt kadar kasabamda yaşıyor gibi hissediyorum kendimi. İstanbul’da tatildeyim ya da gezmeye gelmişim.

Okul aynı şekilde. Hala liseliyim. Hala lisedeyim. Üniversite öğrencisi olduğumu söylerken hep bir heyecanlanıyorum. Yalan söylerken heyecanlanırsın ya, öyle bir heyecan. Sanki liseliyim de ben, internette tanıştığım kızı etkilemeye çalışırcasına yalan söylüyormuş gibi.

Oğlum bak harbiden beni bir inceleyin. Ben bir yerlerde takıldım kaldım. Çok ciddi söylüyorum. Yaptığım ettiğim her şey bana sanki sonradan eklenmiş ama üstümde durmamış yere düşmüş gibi. Her gün tekrar tekrar üstüme takmaya çalışıyorum.

Ya da siktir edin incelemeyin. Şimdi siz inceleyeceksiniz sonra siktiriboktan bir hastalık çıkacak. Ya da ne bileyim çük kadar hapla tedavi edeceksiniz beni. Sonra kendi kendime yaptığım onca hava boşa gidecek. Sıradanlaşmış olacağım. Bırakın beni küçük dünyamda marjinal takılayım.

Bir de böyle atarlanıyorum arada, bu da ergenlikten kalma sanırım.

Adiyos

Metrobuse Kafa Attım.

Merhaba

Çok eğlenceli olmayacağını düşündüğüm bir yazıyı okuyacaksınız. Eğlenceli de olabilir, şu anda bilmiyorum. Yazının sonunda söylerim nasıl olduğunu.

Günlerden bir günün akşamı, Zeytinburnu’nda oturan bir arkadaşımı evine bırakmış, aylak aylak metrobüs durağına gelmiştim. Nalet olası hava buz gibiydi bir an önce metrobüse binip evime gelmek istiyordum lakin gelen bütün metrobüsler ağzına kadar insanla dolu olduğu için binemiyordum. 3-4 metrobüsten sonra, soğuğun da etkisiyle gerilen sinirlerim “bir sonraki metrobüse canın pahasına bineceksin” dedirtti. Zira az kalsın canımdan oluyordum.

Uzaktan geldiğini gördüğüm metrobüs için insanlara omuz ata ata, en öne geçtim. Mırıldanmaları umursamaz bi şekilde göğsümü kabarttım. Metrobüse biner binmez “edriyııın” diye bağırabilirdim, niye öyle coşkulandıysam? Metrobüs sırasında her gün en az bir kişiyi eziyorum zaten. Neyse.
Metrobüs geldi kapılar açıldı. Tam kapının hizasına denk gelemediğim için kenarı ittirdiğim bi kaç kişi benden önce bindi. Sıkışmalarına rağmen benim binebileceğim kadar yer kalmamıştı. Anca sağ bacağım binebilirdi. Tamam öyleyse diyip, sağ ayağımı atıp içerdeki insanları ittirdim. İlerlemediler. Bir kere daha yüklendim. Milim oynamadılar. Sağ ayağım içerde, sol ayağım dışarıda yaklaşık bir 10 saniye kadar cebelleştim. Tam bu sırada, orospu çocuğu metrobüs şöförünün kapıları kapatması sebebiyle içerdeki ayağımı dışardakinin yanına çekmek istedim fakat ağırlık merkezimi içerdeki insanların üstüne çullanma pozisyonunda unuttuğum için, sağ ayağım soldakinin yanına gelene kadar dengemi sağlayamadım ve asfalta basmak zorunda kaldım.

Ne olduysa o sırada oldu….

Eskiden atılan asfalt 4-5 santim kadar kazılmış, sanırım normal araç yoluyla aynı seviyeye düşürülmek istenmiş, bilmiyorum. Lakin kazılmadan önceki asfaltın 4 parmak kalınlığındaki artığını temizleyememişler kaldırımın kenarından. İşte tam o kaldırımla asfalt arasında kalan 4 parmak genişliğinde, 5 santim yüksekliğindeki asfalt kalıntısı yüzünden hem ayak bileğimi burktum hem de metrobüse kafa attım:

Dengemi sağlayabilmek için yere düşmekte olan sağ ayağımın topuğu, asfalt kalıntısına basınca, bileğimi burkmak suretiyle dengemi kaybettim. Hala ön tarafa ayarlı olan ağırlık merkezimin de yardımıyla metrobüsün kapanan kapılarına bir güzel kafa attım.

“TOK!”

Metrobüsün içindeki kalabalık birden bana döndü. Bense burkulan bileğimin acısından, metrobüse attığım kafayı ve dolayısıyla çıkan sesin kaynağını çok geç algıladım. O acının surat ifadesi çok korkunç olacak ki, içerdeki hiç kimse suratıma bakarak gülmedi. Ufak gülümsemeler hep diğer tarafa çevrilen suratlar tarafından gizleniyordu. Arkamdaki ezilmiş ve itilmiş kalabalıksa aynı şekilde tepkisizdi. O kadar tepkisizlerdi ki koluma girip beni tekrar kaldırıma çıkarmaya bile yeltenmediler. (Ben olsam ben de yeltenmezdim, afferin onlara.)

Yalnız valla ilk defa içime ağladım arkadaş. O nasıl bir bilek ağrısıdır. Nasıl bir kafa ağrısıdır. Erkekliğe bok sürmemek için sessizce dikildim öyle. Ellerim ceplerimde.
Binebildiğim metrobüsten de ayakta duramadığım için iki durak sonra inip taksiye binmek zorunda kaldım. Hatta 1 ay kadar bir süre boyunca bileğimin ağrısı hiç geçmedi ve üstüne basamadım. EVET DOKTORA GİTMEDİM. Ama geçti, ben geçer demiştim.

Eğlenceli bir yazı olmadı. Çok fazla betimleme yaptım sanırım. Zaten elektrikler de kesildi. Yayımla tutuşuna basabilmem için elektriklerin gelmesini beklemem lazım. Laptopun da şarjı 12 dakikada bitmeydi iyiydi. Olum o kadar adamsınız lan. Toplanın aranızda bana yedek batarya alın laptop için. (elektrikler kesildi ya sıkıntıdan uzatıyorum hacıt yazıyı, okumasaydın keşke buraları.) Neyse bitti.

Adiyos


Posted from WordPress for Android

Çiş.

Sanıyorum ölümüm, bilgisayar başından kalkamayıp, çişimi-kakamı saatlerce tuttuğum için olacak. Bak çişim var bi saattir kıvranıyorum, ama ben naaptım? Naaptım? Bloga girdim yazıyorum. Aynen durumumu aktarıyorum.
Temiz gerizekalıyım amk. 

Ölmeden önce yapılacaklar listesi olmayan, listesinde hiç bi şey yazmayan biri; hiç bi şey yapmadan ölmeyi mi bekliyordur yoksa hemen ölmeyi mi arzuluyordur lan? Şimdi bi saniye, kafam karıştı.

Atölye Hani-miş.

Fotoğrafa alışılmış ve beklenen yaklaşımların yerine farklı bakış açıları, üretim süreçleri, seri oluşturma ve bu işlerle alaklı örnek fotoğraf işlerinin, biraz da oyun oynama halinin atölyesi. Yürütücüsü Şener Soysal, işler de şurada:
http://haniatolye.tumblr.com/
(vallahi de billahi de eğlendik.)

Adiyos

Ben binmeye çalışırken kapanmaya çalışan asansör kapılarına son zamanlarda çok acıyorum. Beni durduramıyorlar, sonra asansör error veriyor. Üzülüyorum.

Yok artık

image

Hic “bir kokunun aklınıza gelişi aklınıza geldiği icin” uykunuzun bir türlü gelmediği, geldiyse de pis pis rüyalar görüp gecenin bi körü uyanıp yatağın içinde sinirli bi şekilde oturdugunuz oldu mu? Yuh amk. Insan degilsiniz siz.

Google Analytics Sağolsun…

… akşam akşam güzel güldüm.

Analytics’in arayüzü yenilenince, nicedir hiç incelemediğim istatistiklere tekrardan bakayım, ne nereye kaymış yeni düzende öğreneyim dedim ve aşağıdaki tabloyla karşılaştım. Bazılarında gerçekten yere yatarak, bazılarındaysa gerçekten amuda kalkarak, çok az bi kısmındaysa da gerçekten osurarak güldüm. (tebessüm bile etmedim lan yeminle, gudubetliğim üstümdeydi.)

Not: Google’da bir arama yapıp sonucunda cagatay.web.tr’ye yönlendirildiğinizde, yönlendiren anahtar kelimelerin listesidir. “Ne la bu?” diye bakmayın.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tabi bu listeye bakınca durdum bi. “İnsan içinde söylemeyeceğim pis şeyleri yazdığım oluyor” diyordum her zaman, ama görünen o ki iş epey ciddi boyutlarda. Her ne kadar yukarıdakiler birebir yazılarımın içinde geçmiyor dahi olsa bir sıkıntı var. Bir ip var ve o ipin ucunu ciddi kaçırmışım ben. Herkesten özür diliyorum. Ayrıca sansür mansür diyoruz. HANİ? SANSÜR YOKMUŞ İŞTE!!

 

Not: Özür dilemiyorum.

Adiyos

Düşündüm de;

Ben bir Tuna Kiremitçi olsam veyahut ne bileyim bir Can Dündar olsam hayatta mastırbasyonamazdım.
Misal, tamam, ben zaten hayvanım. Mastırbasyonurken görülsem insanlar beni yadırgamaz yani. Beni tanıyorsan, düşün şimdi. Yanlış bi’ şey yok gibi değil mi?
Ama şimdi ben Tuna abiyi hayal edemiyorum. (Zaten niye edeyim de..), olmaz gibi geliyor bana. “Oyş oyş” diye, kafasını tavana çevirmiş, şakaklarından ter boşalan bir Tuna olur mu? Olmuyor gibi.

Bilmiyorum belki de artık düşünmeyi bırakmalıyım.

Adiyos

Ne diyoruz o zaman?

Sabah kalktığımda gün daha doğmamıştı belki. Saate bakmamıştım ama penceremden içeri neredeyse hiç ışık gelmiyordu. Gece bir türlü yakamı bırakmayan alkol şişelerine inat yataktan kalkmaya çalışsam da beceremedim. Düştüm yastığa, uyuyakalmışım.

Öğlen 12’ye kurduğum saatim çalınca baktım, gün hala doğmamış gibi. Araladığım perdenin arkasında saklıymış cevabım. Önceki gün parıldayan güneşe inat, bulutlar sarmış her tarafı..

ÖÖf. olmuyor amına koyim. Nası yazılar yazıyosunuz öyle, yemin ederim çok özeniyorum ama olmuyor bi türlü. Kitabı var mı bunun “nasıl yaralı yazarım” gibisinden bi şeyler. Öğrenmem lazım.

Adiyos